‘taraf’ yazisi için etiketler

Saf

Daha önce milyonlarca, milyarlarca kere başka insanlar tarafından yaşanmış duyguları tekrar yaşarken ilk defa benim başıma geldiğini düşünüyorum, yine.

Anneannemin yoğun bakımdaki haftası iki gün sonra dolacak. Geçen pazartesi günü gece 10’da acil olarak yoğun bakıma sevk edilen, hala orada.

House’da gördüğüm, bir kısmına hayatımın bir dönemi aşinalık kazandığım o prosedürler bu sefer renkli camın diğer tarafında girdi hayatıma. İzinler, bildirimler… “Yoğun bakımda müdahele edebiliriz, bakımını yapabiliriz, her türlü özene karşı yine de başına br şey gelebilir. Biz sorumluluk almıyoruz, sizde kabul ediyorsunuz.” özetindeki metinler, imzalamalar. Diziyle ilgisi olmayan bir takım duygular. Hayatımda yaşamadığım belkide yaşayıp hatırlamadığım.

Tüm bunların yanında hayatımın neredeyse her döneminde benimle birlikte kalan sadık yalnızlık duygum yine kendisini hisettiriyor. Sanki bir kötü şey başa gelince, içine gönderdiğin bu tarz duygular fırsattan istifade edip hücüm ediyorlar gibi geliyor. Belkide öyledir. Bilmem gerekiyor olabilir bunu. Zira o kadar psikoloji vs. dersi aldım. Hâlâ bir fikrim yok. İnsan psikolojinden iyi anlayıp, şeytan gibi onları aslında onların istedikleri yapmaları için yönlendirebiliyorum ama yine bilemiyorum.

Her şey bir yana tutunacak bir dalın eksikliğini hissediyorum. Aile, arkadaş veya iyi geçindiğin herhangi birisinden bahsetmiyorum. Hayatımda böyle insanlar ve onlara müteşekkirim.

Lakin içimdeki boşluğu doldurmak için daha fazlası gerekiyor. Ara sıra düşünüyorum acaba beynimdeki dinle ilgili alan boş olduğu için mi geliyor böyle? Kendimi illaki bir “şey”e adamam mı gerekiyor bu histen kurtulmam için? Adadığım zamanlardaki veriler elimde olmasa bir faydası olacağını düşünebilirdim.

Tüm bunlar arasında “attention whore”ların ortasında, tüm elem ve kederimi dışarıdan görünmeyecek şekilde mükemmel bir şekilde içimde yaşamayı başararak tüm hayatım boyunca buna hazırlıyorum kendimi içten içe. Hayatım boyunca bu boşlukla yaşayacağımı biliyorum, eksik, bir yanı yok. Sevgililerimle takas yaptığım kalp parçalarıma bakıp mutlu olacağım. Eski günlere hasretle değil ama “iyi ki yaşamışım”, mutlu olup, mutlu etmişim diye.

Bütün bunların arkasında sosyal olarakta kendimi zayıflıyor hissediyorum. Melankoli, karanlık pastel renkler içinde boğulacağım sanırım.

Özet olarak, hayatımda birisine ihtiyaç duyuyorum. Evet. Hayır, fizyolojik ihtiyaçlarım veya içgüdülerimle ilgisi yok. Duygusal olarak kendimi tamir etme sürecime yardım edecek, onun uğruna aptalca sırıtacağım, salak şeyler yapıp onu mutlu edeceğim, aynı şeylerle karşılanacağım ve çok şeffaf bir şey istiyorum.

Çok mu istiyorum?

Tüm zamanlardaki tecrübelerimi göz önüne alırsam, evet.

Kalın sağlıcakla.

Bu kez insan değil, bu başka

Bu kez saçlarımın arasında dünyaya merhaba diyen sivilcelerin sebebi bir insan değil. Devamını oku

Kendini bloglarla bir tutma. Sen blog musun?

İlginç bir yorum, ilginç çağrışımlar ve ilginç fikirler.

Bunların hepsinin bu akşam kesiştiğini hissedebiliyorum. Hissetmekten ziyade, görüyorum. Senden ne zaman özür dilediğimi hatırlamıyorum (eğer kısa bir zaman içinde bir salaklık yapıpta dilediysem ve hatırlamıyorsam özür dilerim) çünkü farketmesen de son zamanlarda neredeyse her hareketimi tartmaya dikkat ediyorum.

Aklımdaki şeyleri tartmadan oradan çıkartmıyorum, en saldırgan olmaya yatkın olduğun zaman da senin tarafından olduğumu anlatmaya çalışıyorum. “Sende anlamıyorsun beni!” diye yaptığın serzenişlerde “Hayır! Çok iyi anlıyorum, sen anladığımı nasıl farketmiyorsun?!” demiyorum. Nasıl diyeyim ki? Zaten zor ve emin olmadığın bir karar vermek üzereyken nasıl daha düşüncesizce üzerine gelip seni sıkıntılara sokayım?

Ya aslında bunları söylemenin anlamını şu anda bilmiyorum. Yazıya başlarken çok güzel bağlayabileceğimi düşünüyordum ancak her zaman ki gibi evdeki hesap çarşıya uymadı. Kendimi yazı yazma konusunda geliştirmem gerekiyor.

Neticede demek istediğim ana fikir sanıyorsam ortada.

Sonradan farkettim ki şarkıcı Yaşar’ın dizelerine benzemiş biraz.

Kendini martılarla bir tutma, senin kanatların yok.
Kendini bloglarla bir tutma, sen blog musun?

Saçma mı biraz? Evet 🙂

Pişman mıyım? Hayır 🙂

Her seferinde yanmayı seçen adam

Bir sürü “problem” yaşarsınız. Kimi büyük, kimi küçük. Kimi tek başınıza, kimini arkadaşlarınızla, kimini sadece tek bir kişiyle.

Tüm bu problemlerin çeşitli kaynakları olabilir tabi ki. Aynı zamanda da hepsinin iyi veya kötü bir çözümü olduğuna hemfikiriz sanıyorum.

Benzer şekilde sağdaki soldaki arkadaşlarınızla olan problemlerinizi kolayca çözmeniz veya çözmeyip direk unutmanız ne kadar mümkün ve kolaysa, o “tek” kişiyle olan hadiseleri çözüme kavuşturmakta aynı derece karmaşık ve çetrefilli bir iştir. Devamını oku

Şüphe

On yedi yaşındaki çocuk kral Tutankamon şaibeli bir biçimde öldürüldüğünde elbette ki arkasında bıraktığı eşi Ankesemon kendine alacağı yeni güveyi emri altındakilerden seçmeyecekti. Doğrusu Hitit kralı Şuppiluma şüpheye düşüp vakit kaybetmeseydi, Mısır’a göndereceği oğlu, Ankesemon’un rakipleri tarafından öldürülmesine fırsat kalmadan hem güzel bir geline eş, hem de koca bir devlete hükümdar olacaktı.

Şüphe bizi zaman zaman tehlikelerden uzak tutsa da, zaman zaman da bazen bir oğul, bazen bir devler bazense sadece bir dost kaybettirir.

Bunun içindir ki neyden, niye ve ne kadar şüphe edeceğimize çok dikkat etmeli, arkadaşlarımızı bir kalemde silip atmamalıyız.

“Ne”ferandum

Burada söylecek olduklarımın tamamı, kimseye evet yada hayır’ı adres göstermemiş, referandum süreci içinde o çaldı bu sattı, onlar kendine yonttu, bunlar yandaşlarına yedirdi, çifçinin hakkı yerde işçi sefil gibi söylemlerin ardına sığınmamış biri olarak gönül rahatlığıyla söyleceğim… Devamını oku

Aklımdan Geçen

20 yıl…

Tam yirmi yıl oldu ben gözlerimi dünyaya açalı…Şimdi biri çıkıp dese ne bu 20 aşağı 20 yukarı, çok mu yaşadın.. Haklıdır..
Hiç birinizin dedesinden, babasından, hatta belki bu yazıyı okuyacak olanların kendinden bile çok yaşamadım hayatı. Ömrün uzun mu kısa mı olduğu tartışılır tabi. Dünyaya gözünü açamadan veda eden anne güzellerinin ömrünü düşünürsek, çok bile sayarım 20 yılı.
Devamını oku

Bir Mayıs’ta Boşluk

Geçen cumartesi  Üsküdar’da gönüllü olarak çalıştığım kütüphaneye gidemedim. Zira 1 Mayıs: resmi tatil. Yaaaa,  bir de ben bunu sabah erkenden kalkıp oraya gidince anladım. Tabi bir de içerideki güvenlik görevlisinin pis pis sırıtışından. Şu görüntüye bak! Çalışma aşkıyla yanıp tutuşan gönüllü bir kız. Resmen rezil olmuştum.  Sonrasındaysa ” koca bir gün” ün nasıl geçeceği gerçeğiyle karşı karşıya geldim.  Yani tam anlamıyla boşluğa düşmüştüm. Devamını oku

Yukarı Çıkabilir miyiz?

BURASI NERESİ LAN?

Selam, ben Burak ve sen benim blogumdasın. Burası çok saçma bir blog baştan uyarayım. Anlamlı yazılar yok, öyle üstün şeyler de yok. Gir bak işte. Bide aşağıdaki reklama tıklarsan bi kere çok sevinirim.