‘mutlu’ yazisi için etiketler

Aklımda ne var? WordPress’in bana sorduğu soru. Aklımda çok şey var. En çokta küçük prensin tilkiyle karşılaşması var ancak. Diğer sevimsiz şeylerin yanında bu biraz daha eğlenceli. Gerçi herkes biliyordur. O yüzden anlatmaya gerek yok. Bende uyandırdığı hislerden devam edeyim diyorum.

Uzun bir süre burada tilki miyim yoksa küçük prens miyim bilmeden yürüdüm. Sonra anladım ki senaryoda küçük prens rolündeyim. Her şeyi merak eden, yer yer afacan, iyi niyetle düşünen bir çocuk saflığı var üzerimde. Çoğu kişinin bunu salaklık olarak nitelendirdiği bir dünyada duruyorum. Salaklık olduğunu söylemem imkansız. Saflık, iyilik ile salaklık çok farklı şeyler ve ben benim içinde bulunduğum durumda, dünyanın daha iyi bir yer olduğuna, yanımdakilerin daha rahat ettiklerine ve onları daha mutlu edebildiğime inanmaktayım.

Her ne kadar her şeyin farkında olduğum zamanlarda dahi dayanılmaz iyimserliğim tam da bundan. Kabul etmeliyim ki ben bile bazen kendime tahammül edemiyorum. Ancak herkes somurtursa ortam çok sıkıcı olmaz mı?

Gelgelelim tilkiye. Başak tarlaları, sarı saçlar. Her gün aynı saatte, aynı yere gidip, hiç kıpırdamadan oturmam gerekiyor. O beni inceleyecek, her gün daha fazla yaklaşacak, dokunacak. Bende sabırla onu izleyeceğim. Belki en sonunda elimi uzatıp ona dokunabileceğim.

Ya güller? Bir sürü gül var dünyada. Hepsi, dünyanın en güzel gülü olduğunu düşünürken… Hiç biri benimki gibi tek ve eşsiz değil. Sanırım beni evcilleştirdi. Bu dünya da her şey mümkün.

Bu iki hikayeyi beynimin nasıl sentezlediğine şaşırıyorum. Gül ve tilki aynı kişi olsalar şu anda şaşırmazdım herhalde.

Hayatın bizi sürüklediği halde biçimleniyoruz. Yeri geldiğinde buz kesip ulaşması zor, soğuk bir bünyeye ulaşıyoruz. Yeri geldiğinde aydıngere dönüşüyoruz. Tüm dünya ve çevremiz ısınıyor. Bu, çevremizdekilerin bize nasıl etki ettiğiyle alakalı. Bizim neyi hakedip, haketmediğimizle değil.

Bazen, uzun bir süre bir durumda kaldıysak kabuklarımız kalın oluyor. Nasır tutuyor, taşlaşıyor. Bir daha sanki hissedemeyeceğiz orasıyla gibi geliyor. Değil. Kat kat kabuk olursa olsun, canlı deri, tazecik, ilk günkü gibi canlı, tatlı ve pembe orada duruyor. Sinir hücreleri hissetmek için hazır. Kabuğu ustaca kaldırmak, sabırla yaklaşmak, ağır ağır ilerlemek gerekir. Tüm bu sürecin ardından, bakmışsın artık korkmuyorsun. Artık kabuk yok, artık hayat var.

Meraba.

Uzun zaman sonra mutluyum. Mutlu olduğumu hissediyorum. İleride mutlu olmayacak olsam bile her seferinde aynı şeyi yapan bir adam olarak pişman değilim. Yine yapıyorum. Yalnız bunu da herşeye hazırlıklı olma içgüdümden ötürü söylediğimin farkındayım. Korkacak bir şey de olmadığını biliyorum.

Aslında bir kısmınızın zorla okuduğu hayat kurallarımdan “Semper Paratus”a delicesine ihanet ederken, ben gardımı indiriyorum. Baltalarımı saklıyorum, sakinleşiyorum. Uzun zamandır yaşamadığım bir “state-of-soul”a geçiş yapıyorum. Usul usul “I’ve stripped of all but pride” halinden “You look in my eyes, I’m stripped of my pride!” durumuna geçiyorum.

Meraba!

 

Saf

Daha önce milyonlarca, milyarlarca kere başka insanlar tarafından yaşanmış duyguları tekrar yaşarken ilk defa benim başıma geldiğini düşünüyorum, yine.

Anneannemin yoğun bakımdaki haftası iki gün sonra dolacak. Geçen pazartesi günü gece 10’da acil olarak yoğun bakıma sevk edilen, hala orada.

House’da gördüğüm, bir kısmına hayatımın bir dönemi aşinalık kazandığım o prosedürler bu sefer renkli camın diğer tarafında girdi hayatıma. İzinler, bildirimler… “Yoğun bakımda müdahele edebiliriz, bakımını yapabiliriz, her türlü özene karşı yine de başına br şey gelebilir. Biz sorumluluk almıyoruz, sizde kabul ediyorsunuz.” özetindeki metinler, imzalamalar. Diziyle ilgisi olmayan bir takım duygular. Hayatımda yaşamadığım belkide yaşayıp hatırlamadığım.

Tüm bunların yanında hayatımın neredeyse her döneminde benimle birlikte kalan sadık yalnızlık duygum yine kendisini hisettiriyor. Sanki bir kötü şey başa gelince, içine gönderdiğin bu tarz duygular fırsattan istifade edip hücüm ediyorlar gibi geliyor. Belkide öyledir. Bilmem gerekiyor olabilir bunu. Zira o kadar psikoloji vs. dersi aldım. Hâlâ bir fikrim yok. İnsan psikolojinden iyi anlayıp, şeytan gibi onları aslında onların istedikleri yapmaları için yönlendirebiliyorum ama yine bilemiyorum.

Her şey bir yana tutunacak bir dalın eksikliğini hissediyorum. Aile, arkadaş veya iyi geçindiğin herhangi birisinden bahsetmiyorum. Hayatımda böyle insanlar ve onlara müteşekkirim.

Lakin içimdeki boşluğu doldurmak için daha fazlası gerekiyor. Ara sıra düşünüyorum acaba beynimdeki dinle ilgili alan boş olduğu için mi geliyor böyle? Kendimi illaki bir “şey”e adamam mı gerekiyor bu histen kurtulmam için? Adadığım zamanlardaki veriler elimde olmasa bir faydası olacağını düşünebilirdim.

Tüm bunlar arasında “attention whore”ların ortasında, tüm elem ve kederimi dışarıdan görünmeyecek şekilde mükemmel bir şekilde içimde yaşamayı başararak tüm hayatım boyunca buna hazırlıyorum kendimi içten içe. Hayatım boyunca bu boşlukla yaşayacağımı biliyorum, eksik, bir yanı yok. Sevgililerimle takas yaptığım kalp parçalarıma bakıp mutlu olacağım. Eski günlere hasretle değil ama “iyi ki yaşamışım”, mutlu olup, mutlu etmişim diye.

Bütün bunların arkasında sosyal olarakta kendimi zayıflıyor hissediyorum. Melankoli, karanlık pastel renkler içinde boğulacağım sanırım.

Özet olarak, hayatımda birisine ihtiyaç duyuyorum. Evet. Hayır, fizyolojik ihtiyaçlarım veya içgüdülerimle ilgisi yok. Duygusal olarak kendimi tamir etme sürecime yardım edecek, onun uğruna aptalca sırıtacağım, salak şeyler yapıp onu mutlu edeceğim, aynı şeylerle karşılanacağım ve çok şeffaf bir şey istiyorum.

Çok mu istiyorum?

Tüm zamanlardaki tecrübelerimi göz önüne alırsam, evet.

Kalın sağlıcakla.

Tatilde Boş Oturmak ve Çok Çeşitli Düşünceler.

Merhaba,

Muhtemelen yine başlıkla ilgili pek bir şey bulunamayacak bir yazı beklemekte beni. Beynimden geçen düşüncelerin akış hızı onların tam anlamlarını yakalamam için oldukça hızlı. Çok net olmayan (yalan, bazıları çok net) snapshotlar haricinde bir şey yok elimde. Zira yine de bu görüntülerden yola çıkarak bilinçaltımda yer alan kavramların suyüzüne çıkartmam oldukça mümkün. Devamını oku

İnsan Mutlu Olmalı.

Bu kadar insan içinde olup, bu kadar yalnızlığından şikayet eden insan arasında bulunupta halinden hoşnut olmadığı halde doğru insanın eninde sonunda geleceğine olan inancımdır beni isyan etmekten alıkoyan.

— Burak Bozyiğit

Çevremdeki herkesin darala bağlamasını görüp onları anlayamadığım gerçeği kendini göstermeye başladı bana. İnsanlar sıkılıyor, tekrar eden hayatlarından, yalnızlıktan, olmayan sevgililerinden… İnsanoğlunun sosyal yapısının nasıl işlediğine dair ufak işaretler barındırıyor bu serzenişler aslında. İnsan yalnız kalmamalı. İnsan mutlu olmalı. Şu anda konuşurken çok saçma gelen bu cümleler aslında bana olabildiğince mantıklı gelmekte. İnsan neden mutlu olmadığı zaman darala bağlasın ki zaten? Ayrıca insanların istisnasız hepsi ne zaman bu kadar böyle oldular? Devamını oku

Hafif serin-ılık bir bahar günü

Buna mı ihtiyacım var lan acaba? Denemekten bişe olmaz bence.

Gecenin bu saatinde, yaşadığım rutin (veya rutin sandığım) psikozlarımdan birini daha yaşıyorum. Dünyadaki her şey durmaya programlanmış benim çevremde sanki. 5 metrelik etki alanıma giren her şey slow-motion bir pozisyonda gittikçe yavaşlamakta. Bende onları izlemekteyim şaşkınlıkla.

Hayatımın belirli dönemlerinde böyle düşünce ve ruh hallerine kapıldığım tabi ki olmuştur, her seferinde de bunlarda çıkmayı başarmışımdır. Bu üzerimde hissettiğim uğursuzluktan da kurtulacağımı kesinlikle biliyorum. Ancak bu sefer farklı olan her zamankinden daha yorgun hissetmem. Sanki bende bir kara deliğin çekim alanına girmiş, yavaş ancak sağlam adımlarla olay ufkuna doğru yaklaşıyorum. Olay ufkundan sonra kurtulmama imkan da olmayacak. Yaklaştıkça çevremdeki zamanın yavaşladığını hissediyorum. Bana yaklaşırken yavaşlayan şeyler gibi bende yavaşlıyorum ve kıpırdamadan etrafımdakileri izlemekten başka bir şey elimden gelmiyor.

Devamını oku

Her telden iç kusma provası

Merhaba,

Uzun bir aranın ardından bir yazıyla daha yeniden merhaba diyorum sizlere. Sizlere derken yani işte okuyan kim varsa. Okuyan son bir kaç kişinin de artık kalmadığını düşünmek için haklı sebeplerim var.
Ancak artık kendi içimi boşaltmak için bir şeyler yazmam gerektiği sonucuna varmış bulunuyorum eve dönerken. Otobüste bulundum bu şekilde. İki elimle demirlere tutunmuş halde camdaki yansımamı izlerken kulaklıklarımdan beynime sızan şarkının belki de hiç farkında olmadan beni soktuğu ruh hali bu belkide. Devamını oku

Yazı yazmak, kimlik ve candaki huy üzerine bir yazı

Uzun zamandır yazmayı düşünüyorum. Yolda aklıma bir şeyler geliyor, bu gelen şeyleri başka öğelerle birleştirip yeni şeyler üretiyorum ve hepsini yazmak istiyorum. Ancak eve geldiğimde hep yorgun olduğum için her seferinde yazma işini esgeçip daha zahmetsiz işler yapmaya koyuluyorum.

Bu cumartesi akşamında oturup yazmanın iyi olacağına karar verip parmaklarımı klavye ile sevişmesine izin veriyorum.

Bir çok konu var aklımda aslında. Bir sürü insan, bir çok olay var. Galiba hepsinden bahsedeceğim veya bir kaç parçaya bölerek “yazılar” yazacağım. Devamını oku

Merhaba İnsanlık.

Merhaba,

Benim için yeni olan bu dünyada, herkese açık bir düşünce paylaşım platformu olmasına çok sevindim ve kim olduğumu kimseciklere söylemeden aklımdaki herşeyi yazmanın keyfini sürmeyi çok seveceğim galiba.

Tekrar merhaba. Ben hüzün dolu kalbiyle karşınızda biçare duran bir âşıkım. Hayır, şair olan değil, aşk ile birisini seven. Çok karışık duygular içerisindeyim ve anlatması çok zor.

Devamını oku

“Ne”ferandum

Burada söylecek olduklarımın tamamı, kimseye evet yada hayır’ı adres göstermemiş, referandum süreci içinde o çaldı bu sattı, onlar kendine yonttu, bunlar yandaşlarına yedirdi, çifçinin hakkı yerde işçi sefil gibi söylemlerin ardına sığınmamış biri olarak gönül rahatlığıyla söyleceğim… Devamını oku

Yukarı Çıkabilir miyiz?

BURASI NERESİ LAN?

Selam, ben Burak ve sen benim blogumdasın. Burası çok saçma bir blog baştan uyarayım. Anlamlı yazılar yok, öyle üstün şeyler de yok. Gir bak işte. Bide aşağıdaki reklama tıklarsan bi kere çok sevinirim.