‘insan’ yazisi için etiketler

Kutsal Bira Hepimizi Korusun.

Yine bir yazı ile birlikteyiz. Bu sefer çok daha farklı bir moddayım gibi hissediyorum. Bir kadının uzun saçlarını önce boyatması, sonra da kısacık kestirmesi gibi değil ancak. Yani kötü değil. İyi mi onun da bilincinde değilim. Bazı bazı duygularım, düşüncelerim var, yapıp yapmama konusunda çekincelerim var. Heyecan duyuyorum, atmayı düşündüğüm adımlar çok enteresan, arsız, yüzsüz. Şımarık bir çocuk edasıyla yapmak istediğim minik hınzırlıklar ve ben, eski sakin, ağırbaşlı Burak. Karşı karşıya duruyorlar. Tamda Rammstein’in Mein Teil parçasındaki Richard Kruspe gibi kendi kendime girecekmişim gibi hissediyorum. Bu beni hem sapkın bir zevk almamı sağlıyor hem de karmaşık duygular içerisinde kendimi incelememi sağlıyor.

Velhasıl, insan beyninin çalışmasının inceliklerini hayretler içerisinde halen anlamadığımı farkediyorum.

Korkuyorum, ancak aynı zamanda çok mutluyum. Kendi kendimde çatışmak üzereyim.

Kutsal bira aşkına, esen kalın.

Bugün. Altı mayıs ikibinondört.

Bugün. Altı mayıs ikibinondört. Benim 26. doğum günüm ve ben tüm yalnızlığım ile birlikte evime gidiyorum. Saat dokuz. Akşam olan Dokuz tabiki. Yorgun, argın, yer yer kırgın. En beklenmedik kişilerden tebrik mesajı aldım. Benim diyen kişi ses etmedi. Haliyle garip hissediyor insan. Tüm doğum günlerini tek tek yazıp en azından mesaj ile bile olsa kutlama huyum var. İnsanlardan bunu beklemem pek ama herkesin unutması yada önem vermemesi biraz acıttı.
Belki benim fazla düşünmem, hüsn-ü kuruntum. Bilmiyorum. Tek bildigim eve gidip bira içmek ve gerçekten sarhoş olmak istediğim. Sonra belki sağı solu ararım. Onun için bile çok yorgun olabilirim aslında. Bitkinim. Uzun süre sonra ilk defa bu kadar bitkin. Bıkkın. Yorgun.
Bugün. Altı mayıs ikibinondört. Benim 26. doğum günüm.

Sevişelim mi?

Basit, temel, oldukça net bir soru gibi durduğu halde aslında öyle değil. Çoğu insanın kafasında oluşturduğu bir kadın ve bir erkeğin cinsel anlamda birlikte olmasından, fiziksel ihtiyaçların karşılanması eyleminden çok çok daha farklı olarak, karşılıklı sevme eylemi tabanında yöneltilen bir soru bu.

Hayatımda en yalnız hissettiğim anlardan biri olan yastığıma kafamı koyduğum an, benim için en korkutucu, en baş döndürücü ve çıplak olduğum zaman dilimi.

İşte tam o anlarda yatağımda (Sağ veya sol yanında farketmez. Ayıranlar da salaktır.) birisini arıyorum. Gözlerine bakacağım, nefes alışını duyacağım, dudağını öpeceğim, saçlarını içime çekeceğim ve sımsıkı sarılacağım. Çoğu kişinin (anlamsızca) “O”, “The One” vs. bok püsür saçmalıklarıyla değil, saflık dolu iyi düşüncelerle bunları yapacağım. Sırtımdan bıçaklanır mıyım diye korkmadan gözüm kapalı güven duyacağım birisine ihtiyacım var. Sevişmek için.

Boşluk.

Derinden etkileyen, ruhunu saran ve çevremi de soğutan yalnızlık.

Aile bireyini mezara kendi ellerinle yerleştirdikten sonra hissettiğin idrak anı. “Hassiktir?!” dediğin an. Senelerce sevdiğin, öptüğün, dokunduğun insanı çırılçıplak, yalnızca bembeyaz çarşafla yere bıraktığın, ellerinin, üzerinin toprakla kirlendiği ve senin bunları temizlemeyi akıl bile edemediğin an.

Küreğe, topraktan öç alıyormuşçasına tekmeyi basıp toprağı parçaladığın ama hırsını hiç alamadığın an.

Sonrasında ıslak hıçkırıklara boğulduğun an.

Saf bir boşluk.

Sayın Yolcularımız, Söğütlüçeşme bu güzergahtaki son istayonumuzdur.

İstisnasız haftaiçi her akşam duyduğum, ödediğim diyetin o gününün bitmesine yaklaşık bir saat kaldığını belirten kelimeler bütünü. Tümce.

Aslında bunu duymak değil de, bunu duyana kadar geçen süre beni yoran. İnsanların bazı dinlerde tanımlanmış mahşer yeri tasvirine uygun hareket ettiğini gördüğünüz hatta öyle hareket ettiğiniz bir zamansız mekan. Zamansız çünkü burada zaman yok. Bekliyorsunuz. Zamanı gelene kadar. Geldiği zaman ise boş bir meydanda yem atılan kuşların oluşturduğu kaos misali bir cehennemin içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Zira o kaosa ayak uydurmakta zorlandığınız zaman ya düşüp yaralanıyorsunuz ya da binemiyorsunuz bir yere.  Devamını oku

O ve onlar üzerine

Aldım elime baktım öylece. Sağa sola çekiştirdim fotoğrafı sanki çekince uzayacak, görünmeyen birileri daha görünecekmis gibi. Ne fotoğraf uzadı ne aradığımı buldum. Öylece kala kaldı fotoğraf, kendince ne eksik ne fazla. Bende yazdım…

Unutmak mesele mi? Çıkarıp atıyorsun birini daha hayatından, o kadar. Telefon rehberinden sildiğin birine ulaşmanın başka yolu olmadığına göre unutabilirsin herkesi.

-Unutmak istediğinde bile birilerini unutmak artık çok zor.

Ne yani unutulmayacaklar yüzyılını mı yaşıyoruz?

Unutmak sana kalmış, istersen unutursun. Unutmaktan anladığın şeye de bağlı bu. Top yekün silip atmaksa niyetin, zor.

-Sen bu konuda iyi misin sence?

Kesinlikle, niye ki?

-Bence kötüsün. Ben birini hayatımdan çıkardığımda o kişi senede bir aklıma geliyorsa senin aklına 3 defa geliyor.Balıksın sen, duygusalsın.

Balık da bi hayvan.
İnsanı hayatından çıkarırsın, anılarını değil. İkisi farklı.

İnsan Mutlu Olmalı.

Bu kadar insan içinde olup, bu kadar yalnızlığından şikayet eden insan arasında bulunupta halinden hoşnut olmadığı halde doğru insanın eninde sonunda geleceğine olan inancımdır beni isyan etmekten alıkoyan.

— Burak Bozyiğit

Çevremdeki herkesin darala bağlamasını görüp onları anlayamadığım gerçeği kendini göstermeye başladı bana. İnsanlar sıkılıyor, tekrar eden hayatlarından, yalnızlıktan, olmayan sevgililerinden… İnsanoğlunun sosyal yapısının nasıl işlediğine dair ufak işaretler barındırıyor bu serzenişler aslında. İnsan yalnız kalmamalı. İnsan mutlu olmalı. Şu anda konuşurken çok saçma gelen bu cümleler aslında bana olabildiğince mantıklı gelmekte. İnsan neden mutlu olmadığı zaman darala bağlasın ki zaten? Ayrıca insanların istisnasız hepsi ne zaman bu kadar böyle oldular? Devamını oku

Yīnyáng

Merhaba,

Yine ben. Yine garip bir ruh haline girmişim ki bir yazı yazma hevesiyle blogumu açıp sizin karşınıza gelmişim. Gerçi bu durumda olduğumu söylemem için özellikle yazı yazmama veya başka bir şey düşünmeme gerek yok. Gayet açıkça biliyorum böyle olduğumu.

İlginç bir şekilde başıma gelen bir olay neticesinde düştüğüm bu ilgi çekici durum aslında çoğu insan için rahatsız edici bir durum. Daha doğrusu benim için ilginç olan o olay, çoğu kişi için ilginç değil hatta en kibar tabiriyle “olağanüstü”.

Bu olaylar silsilesi hayatın bizim için nasıl garip oyunlar hazırladığını ve bu oyunlara dahil olmamız için bizi nasıl kandırdığını açıkça göstermekle birlikte aslında bu oyunlara ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Hayatın bu oyunlarının aslında bizim için ciddi problemler (problem de değil ya aslında yanlış oldu, anlayın siz) olduğunu farkediyoruz.

Bende böyle bir şeyin ortasında buldum kendimi takdir edersiniz ki. Belki de her açıdan zıt olduğum bir durumun karşısındayım. Burası da tesadüfen oldu. Zıt olan bir şeyin karşısında olurum zaten normalde de.

Aslında yavaş yavaş zıt olan şeylerin birbirlerini muhteşem şekilde tamamlayacaklarını düşünmeye başladım. Ters olduğu için düşünülmeyen şeylerin aslında tam olarak istediğimiz şey olma ihtimallerinin o kadar da küçük olmadığını gördüm, yaşadım, yaşıyorum.

Neyse konuyu uzatmanın bir manası yok. Aslın yazmak istediklerimden, hayal ettiklerimden de bir hayli uzaklaştım. Özet geçmem gerekirse: Bir şeylere çok garip bir başlangıç yaptım. O kadar garip ki yani anlatamam kimseye. Ancak devamında o kadar ilgi çekici, merak uyandırıcı ve harika şeyler olmaya başladı ki ilk durum ne kadar garip olursa olsun, olanların geneli gariplikten çıktı.

Yazılarım anlamsız gelebilir. Bazı şeyleri söyleyip bazı şeyler hakkında sessiz kalmayı seviyorum sanırım. Mini etek gibi, asıl ilhi çeken şey dışında şeyler söylediğimi hissediyorum arada sırada. Anlıyorsunuz veya anlamıyorsunuz o mini eteğin altında ne olduğunu bilmiyorum ama bunları yazmak benim için kesinlikle çok iyi, güzel geliyor.

Daha fazla uzatmıyorum.

Sevgilerle.

Bu kez insan değil, bu başka

Bu kez saçlarımın arasında dünyaya merhaba diyen sivilcelerin sebebi bir insan değil. Devamını oku

Naif İnsanım Vesselam

Konferanstayım.

Herkes bir hocayla fotoğraf çektirme çabası içerisinde. Bir bakmışım ben de bir arkadaşımın peşine düşmüş kocaman bir profesörün yanında poz veriyorum. Aslında- galiba hiç bir hocaya özel bir ilgim olmadığından- bana öyle “hocam bir fotoğraf çektirelim.” demek çok anlamsız geliyor. Ama işte vermişiz bir kere poz. Neyse resmi çektirdik, çevreye baktım, arkada başka bir hoca asmış suratını bize bakıyor. O anda içimde kocaman bir şefkat damarı kabardı. Yazık dedim hocaya, onunla kimse böyle bir şey yapmıyor. Hemen gittim yanına. “Hocam sizinle bir kare çektirebilir miyim?” Bana demesin mi “Hiç vaktim yok aaa! Yemek yiyelim ondan sonra olmaz mı?” Meğer şu herkesin “İstanbul Hatırası” mumamelesi yaptığı hocayı bekliyormuş  “milletin işi onunla bitse de gitsek, yemek yesek.” diye sıkılıp duruyormuş. Suratını asması da bu yüzdenmiş.

Yahu ne naif insanım ben. Adam doçent olmuş böyle şeylere kafa mı yoracak?

Yukarı Çıkabilir miyiz?

BURASI NERESİ LAN?

Selam, ben Burak ve sen benim blogumdasın. Burası çok saçma bir blog baştan uyarayım. Anlamlı yazılar yok, öyle üstün şeyler de yok. Gir bak işte. Bide aşağıdaki reklama tıklarsan bi kere çok sevinirim.