‘Hayata Dair’ Kategorisi için arşiv sonuçları

Sayın Yolcularımız, Söğütlüçeşme bu güzergahtaki son istayonumuzdur.

İstisnasız haftaiçi her akşam duyduğum, ödediğim diyetin o gününün bitmesine yaklaşık bir saat kaldığını belirten kelimeler bütünü. Tümce.

Aslında bunu duymak değil de, bunu duyana kadar geçen süre beni yoran. İnsanların bazı dinlerde tanımlanmış mahşer yeri tasvirine uygun hareket ettiğini gördüğünüz hatta öyle hareket ettiğiniz bir zamansız mekan. Zamansız çünkü burada zaman yok. Bekliyorsunuz. Zamanı gelene kadar. Geldiği zaman ise boş bir meydanda yem atılan kuşların oluşturduğu kaos misali bir cehennemin içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Zira o kaosa ayak uydurmakta zorlandığınız zaman ya düşüp yaralanıyorsunuz ya da binemiyorsunuz bir yere.  Devamını oku

Mesai Bitse de Gİtsem

Merhaba;

Böyle biraz taklit başlangıçla yazmak istemezdim ama sabah trenden yeni inmişken ancak bu kadar olabiliyor. He bir de kafam çok karışık. Hem de öyle değil. Okul bitmek üzereyken kendimi vurgun yemiş gibi hissediyorum. Benliğim yıllarca, dokuz yıllarca üniversite öğrencisiyken sımsıkı üzerime yapışmış meslekimsi şeyden vazgeçemiyor bir türlü. Tabi bir de okulu bitirmek demek İstanbul’u uzun bir süre bırakmak da demek. Zira şu aralar memleketteki durumlar öyle bir halde ki, zaruri haller olmadıkça asla şehir hattının ötesini ihlal edemem.

Bir tanecik sınavım kaldı. Şu ansa bu yüzden İstanbul’dayım zaten.  Hem de dilekçe verme bahanesiyle sınava daha üç gün varken. Neden üç gün önce? Çünkü yolculuğun o insana yaşattığı “Kaçış duygusu”nu hemen hissetmek istiyorum. Çünkü acilen İstanbul’un iyileştirici etkisine ihtiyacım var. Çünkü, çünkü işte.

Biliyor musunuz, tam da şu anda kendimi Sait Faik gibi hissettim. Hani öyküsünde adalar iskelesinde son vapuru kaçırmak için beklediğini yazar ya, ben de aynı. Dilekçe verme saatini burada okulun dibindeki Kadıköy de bekliyorum. Bir akşam olsun, mesai saati bitsin, döneceğim tekrar annemlerin yanına.

Çingene Bastonu

Çingenelere hiç bir garezim yok. Hatta zaman zaman onları izlemek zevkli bile gelir bana. Gel gör ki her zaman bu kadar eğlenceli de olmuyorlar maalesef. Hele hele dolmuş otobüs gibi kaçamayacağın bir ortamdaysan.

Ataşehir-Harem-Üsküdar dolmuşuna binmiş üsküdara gidiyordum. Dolmuşta arka arkaya koltuklara oturmuş yedi tane çingene vardı. Yedisi kokulu, ikisi sümüklü, birisi nine, ikisi anne, üçü çocuk. (Kokuları matematiğimi alt üst etmiş olabilir.)  Üst üste oturuyorlardı işte. Ben çevredeki her insana karşı hoşgörülü olamaya and içmiş kızsa her ne kadar onlardan mide bulandırıcı kokular yükselse de burnumu kırıştırmama kararlıydım. Sonuçta tüm çingeneler kokacak diye bir kaide yoktu. (Bu yazıyı yazmadan önce her karşılaştığım çingenenin yakınından geçip kokularını içime çekmeye çalıştım. Tam da düşündüğüm gibi hiç biri o dolmuştakiler gibi kokmuyorlardı.) Fakat yine de sümüğü kuruyup iki kısa yeşil yol haline gelmiş küçük erkek çocuğa bakmamakta kararlıydım. Elinde kırmızı bir fülüt vardı. İnce ince üfleyip duruyordu. Ben ayakta duruyordum. Arkadaki dörtlüde iki yer boşaldı, geçtim oturdum. Sümüklü velet de annesinin kucağından kalkıp benim yanıma. Koku buram buram yanımda tütüyordu artık ve ben dolmuşun biraz daha hızlı gitmesi için dua etmeye başlamıştım. Çocuğun kokusu, sümüğü yetmiyormuş gibi bir de öndeki diğer küçük çingeneyle bağırış çığırış kavga etmeye de başladı. (Oh, kokulu küfürler desene.!) Anneler hiç durur mu onlar da bastılar paparayı sümüklüye. Ben sıkıntıdan iyice gerilmiş, yüzüm asılmış tortop olmuş bir vaziyette otururken öndeki çingene nine okkalı küfürler savurarak bastonla çocuğa vurmaya başladı. Daha doğrusu vurmaya çalıştı. Daha doğrusu ıskalamama çalıştı. Zira baston bana vuruyordu, çocuğa değil. Bu durumda kalkıp “hey ne yapıyorsunuz” diye bağırmak gerek değil mi? Bense koku beynimi bloke etmiş olacak, kendimi savunmak için tek kelime dahi edemedim. Nine çocuğu susturdu. Bendeki yumuşak baston darbeleri… Öylece geldik Üsküdar’a.

Bu olaydan sonra ön yargı mekanizmam sonunda iflas etti. Bindiğim araçlara şöyle bir bakıyor, eğer içeride çingene yoksa biniyorum. Mazallah bu sefer de terlik ayakkabı falan, hiç kaldıramam doğrusu.

paranoya..

bugün benim kişiliğimin,aslında bildiğim ama bu kadar yüzleş(e)mediğim bi yanı ortaya çıktı.Herşey bundan üç (sanırım üç) gün önce başladı.Arkadaşlarla muhabbet ediyorduk.Bu muhabbet esnasında bir süredir hayattan kopuk olduğumu da farketmekle beraber….neyse bu ayrı bi konu,hatta bambaşka bi tartısma konusu.Hmm nerde kalmıstık,,ah evet muhabbet..Herneyse muhabbet esnasında bana maratondan bahsettiler;hani şu avrasya maratonu,,17.ci,biliyosunuz işte.Haberlerde maraton görüntülerinden çok köprünün nasıl sallandıgını,bunun gundemi ‘flaş haber modu’nda nasıl da mesgul ettıgını,hatta turkıyenın son gunlerdekı en buyuk olayının bu oldugunu,koprunun heran buyuk biz sangırtı kopartarak-ulusal ve dunya basınında- yıkılabılecegını,hatta bu mevzuunun yabancı bır karıkatur dergısınde bıle ele alındıgını-herzamankı gibi bızımle dalga gecılerek-,dehset ve sanırım bir parca da mubalaga ıle,agızlarını doldura doldura anlattılar.muhabbet uzunca bi sure de devam etti,gece yarısı olmasının etkısıyle olsa gerek felaket senaryoları gitgide yerını ‘şehir efsanelerı’ne bırakmaya baslamıstı.Herkes havuza bırsey atıyor,boylece hepımızı korkutacak yıgınla malzeme bırıkıyordu.Sesler hararetle yukselıyor,cıglıgımsı tonlara ulastıgında saatın gece yarısını gectıgı farkedılıp ‘Shhhttt’ler dolduruyodu odayı.O sırada tek hissettiğim ‘aman Tanrı’m,duyduğu her olayı korku filmine cevıren,hayatın bir korku filmi ve kendisinin de o korku fılmının bas aktrıstı olduguna ınanan ergen gibiyiz’ dusuncemdi.Ve hemen bu durumdan cıktım,arkama bıle bakmadan;kaçtım.Yapılabılecek en yanlıs seyı yaparak,bu muhabbetın ardına hemen uyudum.Tabii ki muhabbet yatmadan hemen once yenen zeytınyaglı yemek tadı vermıs ve gece boyunca ‘dunyanın sonu’ fılmı tadında ruyalara ev sahıplıgı yapmıstı sevgılı bılıncaltım.Boylece ‘paranoyamın ılk evresıyle’ tanıstım.Bu gorsel solenın ardından ,yaklasık 10 saatlık bir uykudan yani,uyandım.Lavaboya gidip yuzumu yıkarken aynaya bakıp gulumsedım;goz kırpıp ‘abarttın yıne dun gece=)’ demeyı de ıhmal etmedım.Gıyınıp cıktım.Karsı yakada oturan teyzeme gitmek uzere metrobuse bındım.Toplamda 25 dakıka surecek yolculuguma hazrdım,şimdilik.Herzaman ki gibi uzunçayır duragından bindim,kulagımda kulaklık ve en sevdıgım sarkılardan bırıyle.Metrobus kalabalıktı,olması gerektıgınden cok daha fazla..Bu beni rahatsız etmedı.Malum;şarkının sozlerı ruhumda yankılanıyor falan ya hani dunya umrumda degıl…
Yer kopru girişi:gozume bi yazı takılıyor;kopruden önce son çıkış…Gulumsuyorum,nasılsa bırazdan kopruye giricez,hersey harıka ve ben yaklasık 10-15 dakıkaya teyzemlerdeyım.Dınledıgım sarkıyı mırıldanıyorum ama içimden;’coin operated boy siiting on the shelf..’ derken kopruye giriyoruuuuuzzz.devam edıyorum ‘he is a just a toy…’.ve pat metrobus duruyor,hem de koprunun tam ortasında.’i want….a…coın’.gozumu kapatıyorum.Sarkıyı ve diğer sesleri duyamaz oluyorum,sırtımdakı terleri anlatmama gerek yok sanırım,kalabalıktanya da ınsanlardan bunaldıgımdan falan degıl bızzat ıcımdekı duygu kalabalıgından olusuyorlar,daha da abartıp ‘tamam’dıyorum,o gun bugundu ve tam da BENIM gececegım gunu buldu.Benden bı oncekını ya da bı sonrakını degıl,tam BENİ!!ykıılmaya nerden basladı acaba tam ortadan mı??off yagmur da yagıyor.. Yuzerek kendımı ne kadar ıdare edebılırım acaba?? dıyorum.O zamana kadar yardım falan gelır heralde.Yagmurun yagması iyi,evet evet suya batmam zorlasır,tabı suya kavusmadan otobusun ıcındkı ızdıhamdan olmezsem.Sonra aklıma ertesı gunun gazete mansetlerı gelıyor:’ıstanbul’da dehset!’ yabancı basın da eksık olmuyor tabii ‘the end of ıstanbul!’ hatta yunan haber ajansları kesın ‘constantınopolıs’ yazar dıye de,sımdı cok sacmagelen bı dusunce gecıyor bırden,hafıften de sınırlenıyorum..Geri geri de gidemeyiz ki arkada kım bılır kac tane araba,otobus..vs vs vardır..Tamam,şimdi ‘film şeridi olayına’ girebiliriz diyor ve baslıyorum…Gerisini siz dusunun;pişmanlıklar,hatalar,keşkeler…Tam bir kaos aman Tanrım!!!
ve birden nasıl oluyorsa,kendıme gelıp gozumu acıyorum ki;trafıktenmiş!! ve koprunun sonundayız bıle,dınledıgım sarkı(3.kez donuyordu mp3te) henuz bitiyor.Ve sarkının tamamı 4 dakıka 45 sanıye.Yanı tum bunlar 3 dakıka falan surmus.Kopruden cıkarken derın bır nefes alıyorum,oksıjeni sındıre sındıre,yıyorum adeta,nefes almak denmez boylesıne.Hah işte inecegım durak! zar zor ılerleyebılıyorum kapıya,bınbır zahmetle.Ayagımı yere bastıgım an ise dunyaya donusumle esdegerde…Hep oflayıp pufladıgım kalabalıga bu sefer gulumsuyorum,,ıslana ıslana evin yolunu tutuyorum…evet.’merhaba paranoyak halim!’

Şüphe

On yedi yaşındaki çocuk kral Tutankamon şaibeli bir biçimde öldürüldüğünde elbette ki arkasında bıraktığı eşi Ankesemon kendine alacağı yeni güveyi emri altındakilerden seçmeyecekti. Doğrusu Hitit kralı Şuppiluma şüpheye düşüp vakit kaybetmeseydi, Mısır’a göndereceği oğlu, Ankesemon’un rakipleri tarafından öldürülmesine fırsat kalmadan hem güzel bir geline eş, hem de koca bir devlete hükümdar olacaktı.

Şüphe bizi zaman zaman tehlikelerden uzak tutsa da, zaman zaman da bazen bir oğul, bazen bir devler bazense sadece bir dost kaybettirir.

Bunun içindir ki neyden, niye ve ne kadar şüphe edeceğimize çok dikkat etmeli, arkadaşlarımızı bir kalemde silip atmamalıyız.

Steril Ortamda Arıcılık

Parttime ev kızı çıldırısa ne olur. Tabiki bilmediği ama işine de yaramayacak bir konuya sarar. Bu sefer ki konumsa arıcılık.

Her şey de olduğu gibi  bu da ilk başlarda fena ilgimi çekti. Gezdiğim şirin bloglar, ağaçlara takılmış oğullar, arı kovanları arasında verilen samimi pozlar, bilmediklerimi anlatan bloggerlar falan derken bu merakın basit birşey olmadığını ne yazık ki farkettim.

Arıcılığın derinine inmeliydim. Lakin indikçe kafam daha fazla  karışmaya, resimler daha fazla çirkinleşmeye, arıcılık gerçek yüzünü göstermeye, ben daha fazla arı ve garip petek resimlerinden huylanıp daha fazla kaşınmaya başladım. Kaşındıkça midem bulanmaya, midem bulandıkça daha yoğun kaşınmaya başladım.

Artık öyle bir evreye geldim ki bu gidişe bir son vermek lazımdı. Artık o iğrendiğim resimlerin üstüne üstüne gitmeli, inatla izlemeli, okumalı ve hem merakımı hem de kaşıntımı teskin etmeliydim. Devamını oku

“O zaman işim olmazsa tamam diyorum”?!

Bir süredir aklımdaydı bu yazıyı yazmak. Hatta başlığını falan da hazırlayıp bırakmıştım. Anca fırsat bulabiliyorum yazmaya.

Hoşuma gitmeyen bazı şeylerden bahsedeceğimi söyleyebilirim sizlere bu yazıda. Önemsiz gibi görünen ama benim için oldukça önemli bir şey.

Mesela, birisiyle görüşmek istiyorsunuz, iki hafta sonra boş vaktiniz var, ya da şöyle diyelim, iki hafta işiniz var, 3. haftasonunda boşsunuz tamamen. Henüz bir işiniz yok. Fırsattan istifade uzun süredir görüşemediğiniz bir arkadaşınızı arıyorsunuz görüşmek için. Devamını oku

Babaanne üzgünüm, hamarat bir ev mankeni olmak istemiyorum.

Etrafta alıngan, sinirli, ukala, bayburttan nem kapan yaşlıları gördükçe birgün bende onlar gibi olacak mıyım acaba diye düşünüp çok korkuyorum. 

Konu babaannem aslında. 71 yaşında kendisi ve çocuk gibi oldu artık. Yemek yapıyorum beğenmiyor,  sabahları erkenden beni uyandırıyor, geç yatmamı sorun ediyor, 10 dk geç kalksam suratını asıyor.  Erkek kardeşimin ütüsünü yapmıyorum, onun özel kahvaltısını hazırlamıyorum diye beni dünyanın en vicdansız kardeşi ilan ediyor. Devamını oku

Dünya değişmedi, biz değiştik

Dünya değişmedi, biz değiştik.Çocuklar değişmedi biz yetişkinler çirkinleştik.

Babasının canavarca kullandığı arabanın küçük camlarından dünyaya umut dağıtırcasına gülümseyen çocuklar var hala. Aldığı ekmeği yolda tırtıklayan çocuklar hala var. Çocukken bunları yapıp şimdi banka hortumlayan,insanını insanlığını satanlar dünya değişti yalanını uydurdu yaptıklarını meşru kılmak için.

Dünya hala aynı dünya, biraz ısındı, biraz çölleşti belki ama hala aynı masumiyetin sahibi.Çocuklar varoldukça, yenileri doğdukça dünya hep masum kalacak.

Var mi hala çocuk kalabilen var mi ben hala masumum diyen?

24/05/2010

“Seni Seviyorum”u nasıl ifade edebilirim?

Merhaba!

Bu yazı eski anıların, çok eski anılardan parçaların bir anda aklımda ışımasından doğmuştur. Daha doğrusu sadece başlığı öyle doğdu. İçini bir şekilde ben dolduracağım umarım.

Devamını oku

Yukarı Çıkabilir miyiz?

BURASI NERESİ LAN?

Selam, ben Burak ve sen benim blogumdasın. Burası çok saçma bir blog baştan uyarayım. Anlamlı yazılar yok, öyle üstün şeyler de yok. Gir bak işte. Bide aşağıdaki reklama tıklarsan bi kere çok sevinirim.