‘Genel Yazılar’ Kategorisi için arşiv sonuçları

Parçalamak, yakmak, koparmak ve yoketmek

Sıkıldım mı daraldım mı emin değilim. Uğraştığım şeylerin sonunda bana kayıp olarak geri dönmesinden mi yoksa çevremde bana keyif veren şeylerin çok azalmasından mı bu sıkıntım anlamakta sıkıntı çekiyorum.

Kulağımda gün boyu çalan şarkılardan mı mütevellit bu ruh haline büründüm yoksa bu kadar siyah ruh halinde olduğumdan dolayı mı bu şarkıları dinliyorum çözmeye çalışmam anlamsız.

Devamını oku

Hafif serin-ılık bir bahar günü

Buna mı ihtiyacım var lan acaba? Denemekten bişe olmaz bence.

Gecenin bu saatinde, yaşadığım rutin (veya rutin sandığım) psikozlarımdan birini daha yaşıyorum. Dünyadaki her şey durmaya programlanmış benim çevremde sanki. 5 metrelik etki alanıma giren her şey slow-motion bir pozisyonda gittikçe yavaşlamakta. Bende onları izlemekteyim şaşkınlıkla.

Hayatımın belirli dönemlerinde böyle düşünce ve ruh hallerine kapıldığım tabi ki olmuştur, her seferinde de bunlarda çıkmayı başarmışımdır. Bu üzerimde hissettiğim uğursuzluktan da kurtulacağımı kesinlikle biliyorum. Ancak bu sefer farklı olan her zamankinden daha yorgun hissetmem. Sanki bende bir kara deliğin çekim alanına girmiş, yavaş ancak sağlam adımlarla olay ufkuna doğru yaklaşıyorum. Olay ufkundan sonra kurtulmama imkan da olmayacak. Yaklaştıkça çevremdeki zamanın yavaşladığını hissediyorum. Bana yaklaşırken yavaşlayan şeyler gibi bende yavaşlıyorum ve kıpırdamadan etrafımdakileri izlemekten başka bir şey elimden gelmiyor.

Devamını oku

Gülen Metrobüs :)

Heryerde! Böyle demiştim kendi kendime. Uzun zaman önce gibi geliyor ama aslında pekte uzun zaman önce değil bu düşüncelerim. Heryerde. Öyle olmasa bile heryere benimle birlikte geldiği için öyle mi düşünüyorum bilemiyorum. Önemli olan her an aklımın bir köşesinde olmasıydı. Şimdi de öyle.

Neredeydi? Metrobüs duraklarında (her birinde), (vapur, metrobüs vs,) turnikelerde, aylık akbilin çıkardığı seste, çikolatalı pastalarda, kahve dünyasında.

Neredeyse sokakta gördüğüm herşeyde aklım bir şekilde çalışıyordu. Alışveriş merkezlerinde, banka ATM’lerinde hatta. Çizgimi aştıktan sonra etrafımdaki herşey üzerime gelmeye başladı. Web siteleri, öğrenci belgeleri, kampüsteki çam ağaçları. Hepsi bana tek tek, usanmadan, neler düşündüğümü sormadan hesap soruyordu. Pazardaki soğanlara kadar -Toshiba’nın müşteri servisi çok iyi-.

Gülen MetrobüsBilgisayarı sorun çıkartan her kullanıcı bana hesap soruyordu. Onlar farkında bile değildi. Bozulan bilgisayar kızıyordu bana. İşletim sistemi yüklenmiyordu. Bense tek kelime edemiyordum.

Gerçekten zorlandığım zamanlardı. Çünkü gözümü nereye çevirsem, kütüphanede, kitap reyonunda kitaplara baksam, ne zaman metrobüste uyuyakalsam, Okmeydanında bulunsam, bir çantacının yanından geçsem, Balzac tüm kitaplarıyla saldıracakmış gibi geliyor, tüm koltuklar, tüm turnikeler ve tüm çantalar bana dik dik bakıyor gibiydi.

Sonra yeni yıl geldi. Bir yılın değiştiğine bu kadar hiç sevinmemiştim. Tüm ümidiyle geldi. Rahatladım, çözüldüm. Metrobüs duraklarını da çok seviyorum. Metrobüsler gülüyor artık. Herşey gülüyor. Cevahir’deki oyuncaklar, Burger King’teki isli Whopper en çok gülenler.

Sevgiyle kalın. Sağlıcakla kalın.
Hep orda kalın.

Her telden iç kusma provası

Merhaba,

Uzun bir aranın ardından bir yazıyla daha yeniden merhaba diyorum sizlere. Sizlere derken yani işte okuyan kim varsa. Okuyan son bir kaç kişinin de artık kalmadığını düşünmek için haklı sebeplerim var.
Ancak artık kendi içimi boşaltmak için bir şeyler yazmam gerektiği sonucuna varmış bulunuyorum eve dönerken. Otobüste bulundum bu şekilde. İki elimle demirlere tutunmuş halde camdaki yansımamı izlerken kulaklıklarımdan beynime sızan şarkının belki de hiç farkında olmadan beni soktuğu ruh hali bu belkide. Devamını oku

Benim hiç arkadaşım ölmemişti…

Ben, ölümü 3 yaşında ki çocuklardan daha iyi kavradığını düşünüp, kabullenebileceğini zanneden bir yetişkinim! Devamını oku

Peki ben tuşlara bastım, neden?

Sosyalistlerin neden bu kadar tutkulu insanlar olduklarını şimdi daha iyi anladım. Çünkü kapitalizm giderek insanlığımızı törpülüyor ve biz farkında bile olamıyoruz. Belki çok klasik ama paranın parayı çektiği, küçük yatırımcı diye kendimizi yiyip bitirdiğimiz piyasada aslında zerre bile olamadığımızı anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. Gidin buram buram kapitalizm kokan bir franchising fuarına bakın bakalım incir çekirdeği büyüklüğünde ki birikiminiz size ne kadar özgüven sağlıyor. Devamını oku

Bu kez insan değil, bu başka

Bu kez saçlarımın arasında dünyaya merhaba diyen sivilcelerin sebebi bir insan değil. Devamını oku

Bayramın Kutlu Olsun

Eski bir dostla tekrar buluşmak gibiydi o an. Hayatımda çok az kereler geçtiğim, bundan sonra ofisimin burada olmasından dolayı daha çok geçecek olduğum Okmeydanı metrobüs durağının benim için ne anlama geldiğini anımsadım bugün.

Beni derinden etkilemiş şeyler neticesinde bugün buradan bugün geçerken başımı öne eğip yaramazlık yapmış bir ana okulu öğrencisi gibi suskunum. Dışarı ağlayacak cesareti kendimde göremediğim için içimi ıslatmakla meşgulum.

Bu yazı bayramda yayına girecek. Bu yazıyı bayramdan önce yazdım.

Çünkü arayamam, konuşamam, hiç bir şey yapamam. Sonuna kadar hakettim bunu. Ne olduğunu sormayın, tartışmayın, merak bile etmeyin.
Neyse…

Bayramın kutlu olsun.

Bir gün uyarısı

Bastonuna sarılmış uslu uslu oturuyordu.

Belki kanında ki alkol belki yılların ağarttığı saçlarının uysal ağırlığıdır sebebi.

Bilemem sararmış atletinin ne ile kirlendiğini.

O mu kirli yoksa benim gözlerim mi kirli görüyor her şeyi…

 

Dedim ya hafiften güzel bir kafa sahibi.

Ama yinede hesaplaşmaya engel değil bence.

Hatta belki bizden çok daha iyi yargılıyordur kendini.

Kirli tırnaklarına bakıp bakıp, yumruklarını sıkıp kafasını sallıyor belli belirsiz.

Nedenini bilemem ben, anlam veremem.

Benim anlamlarım ona yenik, ona çaresiz…

Mesai Bitse de Gİtsem

Merhaba;

Böyle biraz taklit başlangıçla yazmak istemezdim ama sabah trenden yeni inmişken ancak bu kadar olabiliyor. He bir de kafam çok karışık. Hem de öyle değil. Okul bitmek üzereyken kendimi vurgun yemiş gibi hissediyorum. Benliğim yıllarca, dokuz yıllarca üniversite öğrencisiyken sımsıkı üzerime yapışmış meslekimsi şeyden vazgeçemiyor bir türlü. Tabi bir de okulu bitirmek demek İstanbul’u uzun bir süre bırakmak da demek. Zira şu aralar memleketteki durumlar öyle bir halde ki, zaruri haller olmadıkça asla şehir hattının ötesini ihlal edemem.

Bir tanecik sınavım kaldı. Şu ansa bu yüzden İstanbul’dayım zaten.  Hem de dilekçe verme bahanesiyle sınava daha üç gün varken. Neden üç gün önce? Çünkü yolculuğun o insana yaşattığı “Kaçış duygusu”nu hemen hissetmek istiyorum. Çünkü acilen İstanbul’un iyileştirici etkisine ihtiyacım var. Çünkü, çünkü işte.

Biliyor musunuz, tam da şu anda kendimi Sait Faik gibi hissettim. Hani öyküsünde adalar iskelesinde son vapuru kaçırmak için beklediğini yazar ya, ben de aynı. Dilekçe verme saatini burada okulun dibindeki Kadıköy de bekliyorum. Bir akşam olsun, mesai saati bitsin, döneceğim tekrar annemlerin yanına.

Yukarı Çıkabilir miyiz?

BURASI NERESİ LAN?

Selam, ben Burak ve sen benim blogumdasın. Burası çok saçma bir blog baştan uyarayım. Anlamlı yazılar yok, öyle üstün şeyler de yok. Gir bak işte. Bide aşağıdaki reklama tıklarsan bi kere çok sevinirim.