İstisnasız haftaiçi her akşam duyduğum, ödediğim diyetin o gününün bitmesine yaklaşık bir saat kaldığını belirten kelimeler bütünü. Tümce.

Aslında bunu duymak değil de, bunu duyana kadar geçen süre beni yoran. İnsanların bazı dinlerde tanımlanmış mahşer yeri tasvirine uygun hareket ettiğini gördüğünüz hatta öyle hareket ettiğiniz bir zamansız mekan. Zamansız çünkü burada zaman yok. Bekliyorsunuz. Zamanı gelene kadar. Geldiği zaman ise boş bir meydanda yem atılan kuşların oluşturduğu kaos misali bir cehennemin içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Zira o kaosa ayak uydurmakta zorlandığınız zaman ya düşüp yaralanıyorsunuz ya da binemiyorsunuz bir yere. 

İnsan onurunun, haysiyetinin yoksayıldığı, umursanmadığı bu ortamda sizde bir yerlere saklayıp bu duygularınızı saldırmalısınız.

İşte benim canımı sıkan, insanlardan tiksinmeye başladığım anlar tam da bu anlar. Bu duyguların halının altına saklayıp başka seçeneği olmadığı için saldıran insanlara aslında bir şey dememem lazım ancak belirli bir medeniyet seviyesine ulaşmış uygar toplumlarda yapılması gereken şeyi bildiğimden ötürü kanıma dokunmakta bu davranışlar.

Bugün bu kaos içerisinde, herkes yolun ortasına kadar inmişken -üstelik personun %75’i boşken!- herkesi kaldırıma davet eden birisine kızdım. Neden? Yalnızca “beyfendi siz de gelin yukarı” dediği için. Bu naifliğe karşı benim sözlerim sinirli şekilde “bir dakika bekle ya!” oldu. Atar, gider had safhada. Daha söylediğimin karşılığı gelmeden, cümleyi bitirdiğim anda kendimden nasıl utandığımı anlatamam. Utandım. Neden kızgındım ki? İnsanların gerçekten yemlere koşuşan tavuklar gibi birbirlerini ezip kapılara hücum etmesine sanırım. Hücum etmeden şaşkınlık içerisinde olan biteni izleyip kendi kendime “insanlara bak” dercesine gözlerim açık halde onları izlerken verdiğim tepkiye bakar mısınız?

Karşılık gecikmedi, omzumda hissettiğim bir el, “beyfendi kötü bir şey demedim ki” tadında bir karşılık. Sebepsiz atarıma zaten kızdığım için üzerine gelen bu cevapla yıkıldım diyebilirim. Hemen omzumdaki elin üzerine koydum  elimi sinirli olduğumu ve özür dilediğimi söyledim.

Çoğu insan, özür diledikleri zaman bir yerlerinin eksileceğini, karşısındaki insanın küçümseyeceğini düşünürler kendilerini. Hatalı olduğun zaman özür dilemek aslında boş insan olmadığının kanıtıdır. Hatanın farkında olduğunun, öylesine yaşamadığını, değerlendirdiğini ve objektif şekilde bir yargılamadan geçirip düşüncelerini, hareketlerini sonucu en dokunulmamış şekilde sunmaktır özür dilemek. İçten dilendiği zaman çok kızgın insanların sinirini de alabilir, kırgın insanların yüreklerini yapıştırır (belki izi kalır, kırmayacaktın en başta), dargınları buluşturur. Yok olmak üzere hiçliğe terkedilmiş ilişkilerin üzerine bir mum ışığı yakar ve belkide eskisinden daha sağlam şekilde birbirine bağlar. Yapıştırılan yerler hayattaki en güzel anılar haline dahi gelebilir. Kırılıp yapıştırılmış ilişkilerin ek yerleri “bunu da gördük, yine ayrılmadık, hiç ayrılmayacağız” diye düşünülerek sevilir, okşanır.

Yüzümün kıpkırmızı olduğunu hissederek tekrar özür diledim, kusura bakmamasını rica ederek kaldırıma çıkıp kalabalığın arasında kayboldum.

Eriyip biten ben’in, son macerası bu olmayacaktı tabi ki daha yeni başlıyorduk.

Dostlar, hiç siz bir yetişkin insan erkeğinin yetişkin bir insan kadınına “kadınsın sen zaten konuşma” diye tartışmada susturmaya çalıştığını duydunuz, gördünüz mü?

Çok korkunç bir olay. Düşünsene, kadınsın sen sus diyor. Kim? Tek özelliği iki bacağı arasında çükü olan bir yaratık. Zamanında odun kırmaktan başka bir işleve sahip olmayan ve bu sebepten evrimsel süreçte fiziken daha güçlü hale gelmiş bir yaratık, kendi cinsinden başka bir bireye bunu söyleyebiliyor. Utanma duymadan, çekinmeden ve ölümüne haklı olduğunu savunabilecek bir bilinç düzeyine sahipken… İşte tam bu anda, zamanın olmadığı mahşer yerinde gerçekten zaman duruyor gözümde. Sessizleşiyor etraf. Kavga ve karmaşa devam ediyor, ben soyutlanıyorum.

Tam o anda insanlar için yediğim gazların, suların, plastik mermilerin arasında boşuna hayatımı riske attığımı, Ethem’in, Ali İsmail’in boşuna öldürüldüğünü, Berkin’in boşuna (uyan çocuk, 105 gün oldu) komaya girdiğini düşünüyorum.

Ama kabullenemiyorum. Bilmiyorum. Muhtemelen yanlış düşünüyorum. Belki de tek istediğim bir motorsiklet veya araba edinip tek yön 3 saat dahi sürse onunla gidip gelmek.

Bu, durumun değişmesine sebep olur mu? Olmaz. Beni daha sakin tutar mı? Muhtemelen.

Kesin çözüm ne? Haha… Kimsenin bildiğini sanmıyorum.

Kalın sağlıcakla.