Selam,

Uzun bir süreden sonra tekrar karşınızdayım. 31 Mayıs’tan sonra ilk defa. Siteyi de ilk defa görüyorsunuz. Kapatmıştım.

Gezi Parkı protestolarındaydım. 31 Mayıs’tan beri. İlk gazımı orada yedim…

Tarif edilemeyecek şeyler hissediyorum şu anda. Polis denen sözde emniyet teşkilatının insanlara nasıl korku salmak için kullanılacağını gözlerimle gördüm. Üzerime göz yaşartıcı gaz attılar. Kafama. Gözüme. 5 kere öldüm, çok kere kör kaldım.

Bunlar dışında benimde bedenime attılar. Boğuluyorum sandım, yıkılmadım. Tekrar gidip gazımı efendi gibi yemeyi bildim. TOMA’mın suyunu tattım. Satırların havayı yaran ıslığını kulağımın arkasında duydum, copların rüzgarını.

Uzun zaman sonra bu dönemde, tekrar gözlerim yaşardı. Göz yaşartıcı gaz marifetiyle değil ama. Bu yaşanan zulme, bana, bize yaşatılan zulme. Din, kitap, allah denerek hayatımızın sikilmesine insanların nasıl göz yumduğunu görerek. Tabi eylemlerinde etkisi var. Benim cephemde silahlar patlamasa bile içinde bulunduğum savaşta bende bozuldum. Kabuslarımda oturduğum kafelere, evlere polis gaz atıyor, yolda giderken burnuma durduk yere gaz kokusu geliyor, arkadaşlarım eşyalarını yerlere düşündükleri zaman çıkan sesi gaz kapsülünün patlaması diye irkilerek karşılıyorum.

Etkilerini unutamam sanırım hiç bunun. Önce tatlı bir yanık kokusu. İnanılmaz tatlı geliyor insana. Sonra burun kanallarında ardından gözlerde yanma. Nefes alış verişte sıkıntı, vücudundaki tüm nemli yerlerle reaksiyona giren saçma bir gaz (aslında toz da neyse). Ensen yanar, ellerin yanar, gözlerini silersin daha çok yanar. Boğulma hissi. Burundaki tüm mukusun akması. Gözyaşlarıyla birlikte.

Sonrasında temiz nefes almanın mutluluğu. Hayatım boyunca kış ayları geniz akıntısından muzdarip oldum. Gazı yedikten sonra tüm sinüslerim boşaldı. Hayatımda olmadığım kadar temiz nefes aldım (tabi dumandan çıkabildiğim zaman).

TOMA, suyu nasıl sıkar dostlar bilir misiniz? Önce normal kamyon sesi gelir, ilerlemektedir çünkü yavaş yavaş. Sonra bir büyük homurtu. Bir orangutanın sinirlenmesi. Ya da çöp kamyonlarının çöpleri sıkıştırması sırasında çıkan ses dersem daha anlaşılır olur.

Artık çöp kamyonu sesi duyduğumda tedirgin oluyorum.

Bunlara rağmen hala eylemlere katılacağımı biliyorum. Psikolojimin bozulduğunun gerçekten farkındayım. Konuştuğum bir iki kişi hiç bir konuda faydalı olmadılar bana. Genelde anlamadıklarında verdikleri cevap şuydu: “Sen sahadaydın”. Evet oradaki ortam çok daha farklıydı. Çatışma ortamı. Tepemizden belki kurşun geçmiyordu diyeceğim ama elim kadar büyük ve sıcak gaz  kapsülleri uçuşuyordu.

Yazmak istediğim çok şey var aslında. Unutmak istediğim. Hayatımın, Türkiye’nin normal (gerçekten normale, eski, uyuşuk, ayakta uyutulan haline değil) haline dönmesini istiyorum.

Benim gibi bu ülkeden kaçmak isteyenlere bir umut oldu bu eylemler aslında. Ülkenin selametine karşılık ruh sağlığım. Adil bir takas oldu bence.

Tüm kelimelerim birbirine karşıyor, düşüncelerim duygularım.

Cihangir’de sığındığım bir evden çıktığım zaman sokakta karşılaştığım, psikolog olduğunu, oğlunun da sokaklarda olduğunu öğrendiğim bir kadından tavsiye istedim. Ayaküstü, 10 saniyede anlattım durumumu. B vitamin kompleksi önerdi bana. B1, 6 ve 12 vitaminleri var içinde. 3 ay boyunca iç dedi. 1 aylık eyleme karşılık 3 ay ilaç. 1 seneye karşı 3 sene oluyor bu hesapla.

Özüne dönecek olursak, polislerden hoşlanmıyorum. Hiç. Yüzlerine bakasım gelmiyor. Eskiden onurlu, şerefli bildiğim insanlara bakmak istemiyorum. Polis olmuş arkadaşlarımdan hazzetmiyorum ve onlarla bir daha konuşmayı düşünmüyorum.

Belki daha sonra yine yazarım. Yarım kalır gibi oldu yazı. İdare edin.

Ek: Bide plastik mermiler var. Onları unuttum. Onları da anlatırım sorarsanız bir ara.