Yazı yazmak, kimlik ve candaki huy üzerine bir yazı
- 02.04.2011 22:15
- Yazan: Burak Bozyiğit
- Yorum yaz
Uzun zamandır yazmayı düşünüyorum. Yolda aklıma bir şeyler geliyor, bu gelen şeyleri başka öğelerle birleştirip yeni şeyler üretiyorum ve hepsini yazmak istiyorum. Ancak eve geldiğimde hep yorgun olduğum için her seferinde yazma işini esgeçip daha zahmetsiz işler yapmaya koyuluyorum.
Bu cumartesi akşamında oturup yazmanın iyi olacağına karar verip parmaklarımı klavye ile sevişmesine izin veriyorum.
Bir çok konu var aklımda aslında. Bir sürü insan, bir çok olay var. Galiba hepsinden bahsedeceğim veya bir kaç parçaya bölerek “yazılar” yazacağım.
Kendimi havaya sokmak için ortamımı ile ayarladım biliyor musun. Frédéric Chopin‘in bestelediği, Janusz Olejniczak‘ın çaldığı ve pek çoğunuzun Piyanist filminden hatırlıyor olabileceğiniz Nocturne In C# Minor‘un muhteşem ezgilerini ses sistemimden kulaklarıma, oradan beynimin ses ile sorumlu bölgesine, oradan tüm gizli düşüncelerimin saklı bulunduğu ruhuma sanki mayıs ayında tenime canlılık katan ılık, beş dakikada yağıp duran ve toplamda onbeş dakikada tamamen buharlaşmış bir yağmur gibi dokunuyor.
Düşüncelerimin daha da berraklaştığı şu anda kavram imajımdaki öğeleri sanki daha rahat görüyorum.
Yaşadığım her gün, insanları daha fazla tanıdığımı hissediyorum. Daha doğrusu insanları aslında hiç tanımadığımı farkediyorum. Kaç senedir arkadaşım olan birisinin alabildiğine sapık ve tek istediğinin fiziksel etkileşim olduğunu öğreniyorum. Tabi ki bu kişinin kim olduğunu, kimin hakkında böyle düşündüğünü kimseye söylemeyeceğim. Söyleyemem. Ancak şunu söylemeliyim ki bu tarz çeşitli davranışlar, konuşmalardan sonra tanıdığım insanlara karşı bakışım doğal olarak değişiyor. Ancak Moskova Kuralları‘nda da dediği gibi “Go with the flow, blend in” kuralını uygulamaktan başka bir şansım yok. Akışın içindeymişim gibi görünüyorum. Öyle olmasam da dışarıda veya içeriden özümü belli etmemek zorundayım.
Belki de bu hikaye de normal olan ben değilim, onlar. Çoğunuz yolda, sokakta -herhangi bir yerde- gördüğünüz kız veya erkek hakkında “bu kadar iç ısıtan bir gülümseme olamaz”, “çok güzel”, “çok yakışıklı” demişsinizdir. Birbirimizi kandırmayalım.
Ancak daha da ileriye gitmek için, en açık haliyle “sevgili” olmak için sadece bu ilk izlenim yeterli olmamalı. Yani benim için olmaz. Evet kabul ediyorum ilk izlenimin büyük bir öneme sahip olduğunu, sadece tek başına yeterli değil diyorum.
Duygusal ilişkilerin gelişimi ve yaşanması konusunda bir takım düşüncelerim var ve bu düşüncelerin doğru olduğunu varsayıyorum. Lisede kimya öğretmenimizin dediği gibi “başkalarının doğrusuyla sizin doğrularınız aynı olmak zorunda değil”. Hakikaten de öyle.
Bazı huylarım var. Sanki “can çıkar, huy çıkmaz” sözünü doğrular nitelikte üzerimden çıkmamakta direnen, her türlü suikast girişimine raümen her seferinde hayatta kalan ve inatla beni tamamlayan devam eden parçalar olarak benimle birlikte varlıklarını sürdüren.
İnsanların dediğine göre bazı konularda çok ince düşünen biriyim. Benimde farkettiğim üzere bu doğru. Bazı zamanlarda rahatsız edici olduğumu biliyorum. Fazla derine indiğimi biliyorum, olmasını istediğim bir olayı organize ederken, düşünürken bile olması muhtemel ancak olma ihtimali çok düşük (t değeri %0,001′den düşük) olan ihtimalleri denklem içine dâhil etmekten kendimi alamıyorum.
Çünkü, gerçekten istiyorsam olmaması için var olan en ufak bir ihtimali bile kabul etmek istemiyorum. O ufacık (olmayacağını bildiğim) ihtimali bertaraf etmek için elimden geleni yapıyorum.
Ya da ne bileyim çok farklı şeylerden bambaşka bir şeyi hesaplayıp onu gerçekleştirip karşımdakinin bunu farketmesini sağlamaya çalışabiliyorum. Genelde karşımdaki olaya benim gibi bakmadığı için hevesim biraz içimde kalabiliyor ancak yine de almış olduğum sonuç, hem karşımdakinin istediği gibi olduğu, hemde benim olmasını istediğim yoldan gerçekleştiği için ikimizde mutlu olabiliyoruz.
Bazı zamanlarda benim için başka insanları mutlu etmenin kendi mutluluğumdan daha önemli olduğunu hissediyorum. Değişik bir his, sen mutlu olmalısın ki bende mutlu olabileyim. Tabi ki bu söyledğim herkes için geçerli değil. Sadece bazılarınız için geçerli.
Bu uğurda yapılabilecek her şeyi kutsal saydığımı söylesem de pek yanlış olmaz herhalde. Çünkü gerçekten öyle!
İşte bunun gibi şeyler düşünerek yaşıyorum ben. Beni ben yapan şeyler aslında bunlar. Canım annemin bana öğrettiği, yaşam biçimi olarak bellettiği ve Tanrı vergisi sahip olduğum bunlar, benim var olmamı sağlayan şeyler işte.
Değiştirmeye çalışmadım mı? Çalıştım. Hemde çok. Gerçekten çok. Her seferinde başarılı olur gibi oldum. Biraz başkalaşmış halde yaşadıktan sonra APRS (Automatic Personality Recovery System) çalışarak beni eski hâlime çevirdi. Sektirmeden, her seferinde çalıştı. Çalışması uzun sürdü, kısa sürdü ama mutlaka geldi ve beni olduğum başka birinden kendi hâlime çevirmeyi bildi. Hemde eskisinden daha sağlam şekilde.
Demek istediğimi anlamış olduğunuzu ümit ediyorum.
Yine yazıyı ilk başta aklımda olan şeylerden çok uzağa sürükledim ve bambaşka bir yerde buldum kendimi. Ancak ilk başta aklımda buraya gelmenin olmaması, bu yazdıklarımın daha önceden beri aklımda olmadığı anlamına gelmiyor. Hepsi aklımı kurcalayan şeyler.
Aslında daha çok şey söyleyebilirim, sayabilirim ancak burada durmayı tercih ediyorum.
Hedefimi gerçekleştirdim bu akşamlık. Uzun bir yazı yazmak istiyordum ve yazdım. Daha çok şey yazacağım sanıyorum ancak olgunlaşmasını beklemem gerekli bir süre. Ne kadar sürecek bilmiyorum. Beklemek isterseniz mutlu olurum ancak beklemezseniz de üzülmem. Her durumda tekrar yazacağım.
Sağlıcakla.
Burak.
Pek kimse bir şey yazmamış.