Mart, 2011 için arşiv kayıtları

Yok başlık filan!

Evet ben bu sayfadan ayrı kalalı çok uzun zaman oldu. eksikliğim hissedildi mi yada ne bileyim birileri yazayım diye beklediğimi bilmiyorum. Esasında o kadar önemli değil. Ben twitter olayına girdiğimden beri zaten yazma eyleminden oldukça uzaklaştığımın farkındayım. Niye diye soracak olursanız o kadar kaliteli insanların arasında benim kalem oynatmaya hakkım olmadığını düşündüm. Geçelim.

Uzun zamandır yazmadıysam zannetmeyin ki hiç bir şey karalamadım. Çok şey yazdım çizdim ama kimselere diyemedim esasında. Çünkü yazdıklarım yenilir yutulur cinsten değildi. Ne bir hayvan kaldı etrafımda ne de insan. O kadar yani. Haklı haksız bakmadım vurdum kırbacı. Bunları çok yadırgamıyorum çünkü alışkınım. Normal insan ilişkilerim filan olsaydı zaten herkes gibi bir insan olurdum lay lay lom geçinir giderdik. Ne yapalım bende akıl almaz, sosyal manyak, bu durumdan çokça paranoyak bir adamım işte.

Biraz ters bir adamım ben, anlaşılması zor, geçimsiz. Bir adamı sevmediysem, içim gülmüyorsa ona, yüzümde gülmüyor. Gözden çıkardıysam tekrar alıp yerine koyamıyorum. Aynı ortamda kalmaya bile tahammül edemiyorum. Onunla aynı ortamda olan insanlara içten içe acıyorum.

Üzgünüm ama ben sizin gibi olamıyorum ya. Kusura bakmayın size bile kızıyorum sırf bu yüzden.  Herkesle aram iyi olsun diye bir anlayışı kabul edemiyorum, elimde değil. Olmayacaksa olmasın. Gözümün içine baka baka yalan söyleyip, türlü türlü dolaplar çevirip kendine yer yapacaksın, sonra da benden sana aynı şekilde davranmamı bekleyeceksin. Yok canım bekleme zaten hiç niyetim yok. Benim olduğum yerde seni etrafımda görmemek yeter bana.

Neyse ne dediğimi kendim bile bilmiyorum. Zaten yazılmak istenen şeyi en sona yazmışım okuyunca anladım. Sinirlendim yine gidip yatıyorum. Fikrim değişirse belki o yazdıklarımı da paylaşabilirim sizinle.

Kendini bloglarla bir tutma. Sen blog musun?

İlginç bir yorum, ilginç çağrışımlar ve ilginç fikirler.

Bunların hepsinin bu akşam kesiştiğini hissedebiliyorum. Hissetmekten ziyade, görüyorum. Senden ne zaman özür dilediğimi hatırlamıyorum (eğer kısa bir zaman içinde bir salaklık yapıpta dilediysem ve hatırlamıyorsam özür dilerim) çünkü farketmesen de son zamanlarda neredeyse her hareketimi tartmaya dikkat ediyorum.

Aklımdaki şeyleri tartmadan oradan çıkartmıyorum, en saldırgan olmaya yatkın olduğun zaman da senin tarafından olduğumu anlatmaya çalışıyorum. “Sende anlamıyorsun beni!” diye yaptığın serzenişlerde “Hayır! Çok iyi anlıyorum, sen anladığımı nasıl farketmiyorsun?!” demiyorum. Nasıl diyeyim ki? Zaten zor ve emin olmadığın bir karar vermek üzereyken nasıl daha düşüncesizce üzerine gelip seni sıkıntılara sokayım?

Ya aslında bunları söylemenin anlamını şu anda bilmiyorum. Yazıya başlarken çok güzel bağlayabileceğimi düşünüyordum ancak her zaman ki gibi evdeki hesap çarşıya uymadı. Kendimi yazı yazma konusunda geliştirmem gerekiyor.

Neticede demek istediğim ana fikir sanıyorsam ortada.

Sonradan farkettim ki şarkıcı Yaşar’ın dizelerine benzemiş biraz.

Kendini martılarla bir tutma, senin kanatların yok.
Kendini bloglarla bir tutma, sen blog musun?

Saçma mı biraz? Evet 🙂

Pişman mıyım? Hayır 🙂

Özür Dilerim

Aklımda çok şeyler dolanıyor yine,
Özür dilerim seni boşladığım için.
Bir ay önce heveslendirip bıraktım yine,
Neler dönüyor, nasıl hesap yapıyor içim.

Bunların altına bir kaç şey daha yazmak istedim devam niteliğinde. Olmadı. Ya çok saçma oldu, ya çok uyumsuz oldu. Gerçi bu yazdıklarımın da pek anlamlı olduğunu söyleyemeyeceğim.

Tek söyleyebileceğim, artık bloglarla konuşacak seviyeye gelmiş ve alışkanlıklarımı değiştirmem zorunda olmamdır.

Yukarı Çıkabilir miyiz?

BURASI NERESİ LAN?

Selam, ben Burak ve sen benim blogumdasın. Burası çok saçma bir blog baştan uyarayım. Anlamlı yazılar yok, öyle üstün şeyler de yok. Gir bak işte. Bide aşağıdaki reklama tıklarsan bi kere çok sevinirim.