Geçen cumartesi  Üsküdar’da gönüllü olarak çalıştığım kütüphaneye gidemedim. Zira 1 Mayıs: resmi tatil. Yaaaa,  bir de ben bunu sabah erkenden kalkıp oraya gidince anladım. Tabi bir de içerideki güvenlik görevlisinin pis pis sırıtışından. Şu görüntüye bak! Çalışma aşkıyla yanıp tutuşan gönüllü bir kız. Resmen rezil olmuştum.  Sonrasındaysa ” koca bir gün” ün nasıl geçeceği gerçeğiyle karşı karşıya geldim.  Yani tam anlamıyla boşluğa düşmüştüm.

içim kıpır kıpır ama yapacak hiç birşey yok. En iyisi bir gazete alayım dedim. Hemen yolda yürüye yürüye okumaya başladım ki fethipaşa korusuna kadar gelmişim. “Haydi” dedim, girdim içeri. Otururken  “abartmıyorum” gazetenin spor sayfası hariç her tarafını okumuş, üstüne birde 160 küsürlük bir de kitap okumamış mıyım? Allahım n’oluyordu bana. içim içime sığmıyor. Yok mu başka okuyacak bir sey? Saate baktım daha öğlen iki, kalktım tekrar rıhtıma yürüdüm. yolda geçerken dayanamadım bir gazete daha aldım. şemsipaşa ya devam ettim. Durağa geldiğimde “şu 16a e-5 ten öte nereye gidiyor ki” deyip attım kendimi otobüse. Tüh gazetede de pek iş yokmuş ama neyse idare edecektim artık.  Haftasonu eklerininden  okumaya başladım.

Otobüs bostancı sapağını da geçti yerleşim yerlerine girmeye başladı. “eh gideceksek deniz kenarı bir yer omalı” değil mi? Fakat çok geçmeden “pek bir içeriden gidiyormuş bu da” demeye başlamıştım. Bu arada ekler de bitmişti bile. Dayanamadım, yerimden kalktım, rastgele ilk durakta indim. sahil yakın mı uzak mı bilmiyordum ama karşıdaki ziraat bankası’nın şube adından Maltepe’de olduğumu kestirebildim. yoldan bir kız çevirdim  “ne denizi, bak şu otobüse bin…” gibi şeyler söylemesinden korkarak sahili sordum. oh yakınmış meğerse.

Maltepe sahili… Yahu ben buraya niye daha önce gelmemişim.  Nasıl güzel bir yermiş.  Bisiklete binenler, çekirdek çitleyenler, Piyasa yapan gençler, top oynayanlar,  piknik yapanlar… Ah bir de ben; çimenlere oturmuş rüzgara inat gazete okuyan bir kız.

Gazetem bitmiş, ayaklarım uyuşmuştu. Kalktım ama içimde hala bir boşluk… saat 5 buçuk altı… ne  yapsam, çantamda bir kitap daha vardı biraz ağır okunanlardan “proust” onu yürürken okumaya başladım ya maltepe sahilinde bunu yapmak hayli dikkat çekici olabiliyormuş. Dirseği ile yanındakini dürtüp beni gösterenler, “düşersin” diye gülerek laf atanlar, “aaa kıza bak” diyenler, kıkırdayarak yanımdan geçip gidenler… Ama hiç kimseyi takacak halim yoktu. Rüzgar iyice esip beni üşütünceye kadar, inatla okumaya devam ettim.

Akşam yurda vardığımda  hala boşluktaydım. Odaya girdiğimde ilk işim “kızlar okuyacak bir şey var mı, bugün ben de bir şey var.” demek olmuştu ki hepsinden bir kahkaha yükseldi. Doğrusu nasıl görünüyordum Allah bilir.

Yemeğimi yedim,  ranzama çıktım, bir dergi karıştırmaya başladım. içimde hala bir boşluk… uyuya kalmışım.